Statü
Mehmet Şevket Eygi
.

İhtiyacın üzerinde lüks, israflı milyonlarca statü mesken.
 
İhtiyacın üzerinde milyonlarca lüks statü yazlık.
 
İhtiyacın üzerinde milyonlarca lüks, israflı statü otomobil.
 
İhtiyacın üzerinde on milyonlarca lüks pahalı statü telefon.
 
Lüks statü giyim kuşam.
 
Lüks statü yeme içmeler.
 
Lüks statü israflı hayat tarzı.
 
Daha lüks, daha israflı, daha statü, daha gösterişli, daha cafcaflı…
 
Bu statülerin, israfların faturası trilyonlarca dolar.
 
Yine ev, yazlık, otomobil edinip, orta halli bir hayat sürüp, ihtiyaç sınırlarını aşmayıp, lükse kaçmayıp; artan paralarla ihracata dönük sanayi kurulmuş olsaydı, Türkiye OrtadoğununJaponyası olurdu.
 
Paramız imkanımız var ama aklımız yeterli değil.
 
Güney Kore dünyayı hayran bırakan otomobil ve cep telefonu sanayiine sahip, biz değiliz.
 
Biz trilyonlarca dolarımızı lükse, statüye, israfa, betona yatırmış ziyan etmişiz.
 
Japonya ülke ve devlet olarak çok zengin ama Japon halkı orta halli hatta bir kısmı fakir.
 
Norveç, fert başına düşen gelir bakımından dünyanın birinci ülkesi ama oradaki arabaların çoğu, ikinci el Volvo.
 
Lüks meskene, lüks yazlığa, lüks otoya, lüks hayata yatırılan paralar donar, bir işe yaramaz.
 
Para sermayedir, üretime ticarete istihdama tahsis edilmelidir.
 
Mesken ihtiyacımızı karşılayacak mütevazı evlerde oturmalıyız, paramızı üretim sahalarına yatırmalıyız.
 
Almanya, Japonya, Kore gibi üretmeliyiz.
 
Cep telefonu çılgınlığında dünya birincisiymişiz. Ne kötü!..
 
Bizim niçin Samsung’umuz yok?
 
Nüfusumuz Kore’den fazla, yüzölçümümüz de çok fazla ama biz üretemiyoruz.
 
Statü bataklıklarına batmamış, paranın yarısını ihracata dönük sanayie yatırmış olsaydık biz de Güney Kore gibi olabilirdik.
 
Evet paramız vardı ama aklımız yeterli değildi.
 
Eğitim sistemimiz bize meskene yatırılan paranın donacağını öğretemedi.
 
Gazetelerde sık sık okuyorum, falan adam solucan gübresi üretiyor ihraç ediyormuş, falan kadın bodrumunda mantar yetiştirip satıyormuş. Bu küçük üretimler olsun ama asıl konu dünya çapında bir otomotiv ve elektronik sanayiine sahip olmaktır.
 
Biz yapamazmışız… Böyle diyenlere çok ağır sözler söylemek gerekir.
 
Güney Kore yapıyor da sen niçin yapamayacakmışsın?
 
Küçük Finlandiya Nokia’yı üretiyor da senin niçin o ayarda bir cep telefonu sanayiin yok?
 
Yüzölçümü ve nüfusu bizden az olan Fransa dünyaya buğday ve et satabiliyor da biz niçin bu iki temel gıda maddesini ithal ediyoruz?
 
Bizim de aklımız var ama şu statü hastalığı gözlerimizi görmez etmiş.
 
Şu miadı dolmuş çakar almaz ideolojik eğitim sistemi bizi bu hale getirdi.
 
Trilyonlarca dolarımızı statülere, lüks meskenlere, lüks otoları, lüks telefonlara, lüks hayata, işkembe ve apış arası haram zevklere gömdük.
 
Küçük Çek Cumhuriyetinin devlet büyükleri Çek otomobillerine biniyor ama bizimkiler Mercedeslerle geziyor.
 
Bizde, Almanya’dakinden fazla lüks Mercedes varmış.
 
Sanayi kurmak, üretmek, ihraç etmek için elbette para sermaye lazımdır ama ondan önce akıl, sağduyu, yüksek kültür, ehliyet, liyakat lazımdır. Bizim betona gömdüğümüz çok paramız vardı lakin aklımız ve kültürümüz yeterli değildi.
 
Bu memlekette “Bizim niçin, Güney Kore gibi güçlü bir otomotiv ve elektronik sanayiimiz yok?” sorusunu soran kaç kişi çıkar acaba?
 
Ya şu soru: “Kore devlet adamları, büyükleri Kore otomobillerine biniyorlar da, bizimkiler niçin yüzde yüz yerli ve millî otolarla gezmiyor?” sorusunu soran var mıdır acaba.
 
İkinci dünya savaşından feci şekilde yenik çıkan Almanya bu kadar kalkındı da, savaşa girmeyen Türkiye niçin, olması gerektiği kadar kalkınamadı?
 
Bizim de bir uçak sanayiimiz olabilirdi ama Nuri Demirağ’ın uçak fabrikasını bizim devletimiz iflas ettirdi.
 
İnsan sorgulayan mahluktur. Bizde sorgulama var mı?
 
Türkiye’nin vasıflı beyinlere ihtiyacı var.
 
13-02-2018 08:24
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


RIZE

KÜNYE   I  REKLAM   I  İLETİŞİM   I  SİTENE EKLE